Bu Blogda Ara

11 Nisan 2010 Pazar

İnsan Olduğunu Anlamak

İnsan olarak günlük yaşam dışında bir gerçekliğimiz var. Yoksa bile en kısa zamanda olmalı. İnsan olarak bin yıllar boyu güneşte yandık , soğukta üşüdük. Modern zamanlar geldi ve bizi doğanın acımasız koşullarından korumaya başladı. Peki biz "insan" olarak buna hazır mıydık? Sadece bir kaç yüzyıldır bu koşulları izole edebiliyoruz. O da sadece bir kısmımız. Bir sürü insan sahada , soğuk havada veya su içinde çalışmakta. İnsani çalışma ve yaşama ne olabilir? Bunun dışında insanın çevresindeki doğayı değiştirmesi , ruhuna nasıl etki yapıyor?

Kızdığımız, gücendiğimiz , kendiğimizi değersiz hissettiğimiz anlarda başımızı yaslayacak bir ağaç bulamıyoruz. Hatta böyle durumlarda bir ağaca başımızı yaslamayı bile düşünmüyoruz. Bir derenin kenarında oturmayı veya denizin berrak suyuna bakmayı. İnsan , parçası olduğu doğaya bu kadar uzaklaşır mı? Niçin alışveriş yapıp da bir şeylere sahip olunca tatmin olmuş hissediyoruz? Aldığımız şeyler zamanla biz ve yanlızlığımız arasına bir perde çekmiyor mu? Bir şeylere sahip olma veya bir yerlere ait olma hissine niye bu kadar muhtacız? Aslında hiç bir şeye sahip olamayacağımızı veya hiçbir yere ait olamayacağımızı biliyoruz. En pahalı arabaları olanlar veya en lüks yerlerde yaşayanların yaşadıkları yalnızlığın sebebi bu olamaz mı?

Kendimizi kandırırken ne kadar da kolaya kaçma meraklısıyız! Söylenmiş tüm büyük sözleri kendimize yontarken ne kadar da yalancıyız! Utanmazız. Kürkçü dükkânının müptelâsı ; tilkiyiz.

Sonuç yok bu yazıda. Ölüme kadar bir son yok.

1 yorum:

  1. istersen kader diyelim geçsin istersende keşkeli cümleler kuralım hayat bayram olsa diyelim birde seçimler geliyor aklıma.
    her işin bir zorluğu var genelde çoğu insan yaptığı işten memnun değil hayat yaşamak çalışmak hep zor kimi bedeniyle zor şartlarda çalışıyor ama günü mevsimleri teninde hissederek kimide takımların içinde masa başında kışın sıcaktan yazın klima çarpmasından şikayet ederek oturmaktan sıkılarak baharda sokaktaki insan olamamaktan şikayet ederek hangisini dinlesek onunki daha zor gibi geliyor.
    peki bu noktada acaba hiç bir şey yapmadan üretmeden sadece hayatın içinde gelen geçen insanlarmı daha mutlu acaba onlarda yine yapamadıkları ama yapanların sıkıldıkları işlere imrenerek yaşıyorlar.
    birileri birilerine acıyor imreniyor bir iyi bir kötü hissediliyor ama geçiyor zaman.
    karın tokluğuna çalışan kıt kanaat geçinende çok iyi koşullarda bir eli yağda bir eli balda misali insanlarda hepsine yetiyor hepsine yetmiyor olan elindeki .
    bu noktada maneviyat biraz daha geliştirilirse sanırım tatmin daha yüksek olur .
    sevgiyle kal güzel kal imza oglaks :)

    YanıtlaSil