Sanırım geçen seneydi ; Gündüz Vassaf bir yazısında Amerikalıların alışverişle zaman kaybetmemek için sanal marketlere yöneldiğini ve bu şekilde kazandıkları zamanda kendi kişisel gelişimlerine yönelik faaliyetlerle meşgul oldukları üzerine bir yazı yazmıştı. Tabi Amerika gibi kapitalizmin merkezi sayılabilecek bir yerde ekonomi de buna göre kendini geliştirebiliyordur. Daha çok AVM yerine , spor veya kültür-sanat merkezi açılıp işletiliyordur.
Avrupa ve Amerika'nın yani dünyanın ekonomik olarak en zengin bölgelerinin artık yavaş yavaş vazgeçtiği bir sistem olan AVM'ler özellikle büyük şehirlerimizde , mantarın yerden bitmesi misali peşi sıra açılıyor. Tabi ki bu krizde bir çok insana iş ve aş kapısı oluyor. Peki oralarda çalışanlar insani şartlarda mı çalışıyorlar? Kaç tane AVM'ye gün ışığı giriyor? Bu bilinçli bir mimari yapı özelliğidir. İnsanlar gün ışığını algılamazlarsa , zaman kavramını unuturlar ve bol bol alışveriş yaparlar. Bunun dışında "Müşteri beklemez" , "Müşteri her zaman haklıdır" gibi sloganlarla oralarda çalışanlar ne doğru düzgün yemek molalarını kullanabiliyorlar ne de haftada 1 gün kullandıkları izinlerle insanca yaşayabilmek için kendilerine vakit ayırabiliyorlar.
Tamam ekonomik krizden çıkmak için çok çalışmak gerekiyor da ; daha sonra sürekli eleştireceğimiz ama bugünümüz kurtaran çözümlere sarılmak ne kadar doğru? Takipçi olmak yerine yenilikçi öncü olmak gerek. Bu şekilde kendi modelimizi oluştururuz. Nasıl bir insan kendi sorunlarını ancak kendi çözebilirse bir ekonomi de kendi sorunlarını sadece kendi dinamik ve imkanlarıyla çözebilir. Sıradan bir üniversitenin işletme bölümünden yılda en az 400 kişi mezun olurken neden girişimcilik bu kadar az? Bu işletme mezunları bankalarda gişe memuru olmak için mi lisans eğitimi alıyor?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder