Türkçe derslerinin en önemli konularından biri de ; okuma parçasındaki anlamını bilmediğimiz kelimeleri sözlükten bulup cümle içinde kullanmaktı. Hatta Cem Yılmaz bile bu konuya değinmişti. “Revolver kelimesini cümle içinde kullan yavrum ; 'Babamın revolveri vardı' .”
İnsan hep mi bilmediği konular üzerine bir tanımlamaya ihtiyaç duyuyor ? Tanımlama yapmadan önce şeyin ne olduğunu incelemek , bir kanıya varmak yerine başkalarının görüşlerine ne kadar da meraklıyız aslında. Bilmediğimiz o kadar çok şey varken , kendi fikrimizi edinmek yerine en kolay yol olarak başkalarının fikirlerini daha da kötüsü yargılarını kabul ediyoruz ve doğru sanıyoruz.
Hep bir tarif ve çıkar yol peşindeyiz. Bizden bilmediğimiz bir şey istendiğinde karşımızdakini taklit ediyoruz. Oğuz Atay bunu Tutunamayanlar'da güzel bir biçimde hicv etmiştir.
“Birisi kolumdan tuttu beni fakülteye soktu , sonra da bir işe. Nasıl çalışacağımı bilmiyordum karşı masada oturan adamın yaptıklarını yapmaya başladım” diye anlatır. Peki bizi kendi doğrularımızı bulmaktan alı koyan şey nedir? Korkmak mı yoksa cesaret edememek mi? Farklı bir ses duymaktan korktuğumuz için mi kendi sesimizi çıkaramaz olduk?
En basit yemeklerden biri makarnadır. Ama bin bir çeşidi vardır. Herhangi bir paketin üzerinde bile nasıl yapılacağı yani tarifi bellidir. Ama insan ilk defa makarna pişirirken çok itinalıdır. Hele ki mutfağa uzak biriyse ve korkuyorsa tarife aynen uymaya gayret eder. Sanki uymadığında dünyadaki taşlar yerinden oynayacak gibi... Özene bezene yapılır , binlerce kez yenilen sıradan yemek bir anda bir özellik sahibi olur. İlk defa yapılmıştır. Ya diri kalmıştır ya da tuzu fazla kaçmıştır ama önemi olmaz. Gurur duyarız ilk yaptığımız makarnayla. O bir kenara , başka makarnalar diğer tarafa ... Ama zamanla sadece karın doyuracak , pratik bir öğün olur. Hatta lezzetinden sıkılırız. Hazır veya kendi icadımız soslarla lezzetlendirmeye çalışırız. En beğendiğimizi arkadaşlarımıza da yaparız veya ailemize. Yaparız ki önemli bir günde bizden , bize ait olan güzel marifetimizi görmek talebinde bulunsunlar. “Bu akşam dayınlar gelecek kızım , o soslu makarnanı yapıver.” Oysa aynıydı tüm tarifler. Demek kendi sesimizi çıkarmak için sıradanlıktan sıkılmak gerekiyormuş. Kendi sesimiz çıktığında birilerinin o sese kulak verme ihtimali bizi heyecanlandırıyor. Adam yerine koyulmaya , kadir kıymet bilinmeye ne kadar da muhtacız! Aynı aşk gibi... İlk defa birine aşık olunca ne yapacağımızı bilemiyor ve çevremizdekileri inceliyoruz. En mutlu çift hangisiyse onu örnek alıyoruz. Alıyoruz da hep pratikte örnek alıyoruz. Onlar birlikte sinemaya gidiyorlar ve çok mutlular , haydi biz de birlikte sinemaya gidip mutlu olalım. Belki biz sinemaya gitmeyip tv karşısında mutlu olacağız.
İnsanın kendi olmasının altında yatan itici güç , mutlu olma yöntemi olsa gerek. Arif olana kadar tariflerle boğuşacağız. Ama zaten bilenlerden değil öğrenenlerden olmak güzel. Her şeyi bilen bir tek O...