Kadınlar, hormonal değişimleri yüzünden duygusal değişimleri şiddetli yaşarlar. Karakterimiz ketum veya konuşkansa bunu farklı iletişimlerle yansıtırız. Ama yaşanılanlar ne yaş ,ne sosyal sınıf farklılıkları ne de eğitim farkı gözetiyor. Evlenmiş bayanlardan bahsetmiyorum. Bekar veya ilişkilerinde bir dikiş tuturamamışlardan bahsetmek istiyorum. Öncelikle kendimizi kandırmayalım. Gerçekten evlenmek isteyen kadın ne yapar eder evlenir. Ama evliliği ona mutluluk , huzur getirir mi onu bilemem. Dışardan görünen resimlerle içerde yaşananlar farklıdır. Hep kafamızda bir ideal ilişki yaratırız. Bazen ideal ilişki yaşayabileceğimiz kriterlere uygun ideal kişi ile karşılaşırız ama bir şeyler çıban başıdır. Belki razı olup kaderimize , yaşamaya bakmalıyız. Belki de denemekten bıkmayan bir inatçılık ve cesaretle balıklama hayata atlamalıyız.
Herkes sevgi , güven ve huzur ararken neden bu kadar anlaşmazlık oluyor? Kendi içimizde bir sevgi , güven ve huzur olmadığından olabilir mi?
Bir gemi... Gemiyi yöneten; kaptanı... Yolcuları kim , yükleri neler , gideceği yerin rotası ne , pruvası neta mı? Tüm bu soruların cevabını bilmeyen kaptan olur mu? Bu soruların cevabını bilmeyen kaptana güven olur mu? Gemisini ve içindekileri sevmeyen kaptan sevilir mi? Peki hepimiz için hayat bir gemi , biz de kendi hayatımızın kaptanı değil miyiz? Peki iş böyleyken kim batan bir gemiye binmek ister?
Bu Blogda Ara
16 Mayıs 2010 Pazar
5 Mayıs 2010 Çarşamba
Bugün Hıdrellez
Bugün Hızır ile İlyas'ın gökyüzünde bir yıldız olarak buluştuklarına inanılan gün ; Hıdrellez.
Yaşar Kemal'in , Binboğalar Efsanesi kitabında anlattığına göre ; Hızır ve İlyas gökyüzünde birer yıldız olarak buluştuklarında zaman bir anlığına durur. Akan sular durur. Bu ana sadece temiz kalpliler şahit olur. İnananlar sabaha kadar akan suyun başında dua ederler. Akan suyun durduğuna şahitlik etmek için... Ya da gökyüzüne bakarlar ; yıldızların buluştuklarını görebilmek için. Hızır ve İlyas her sene buluşurlarmış. Eğer buluşmazlarsa o sene , çiçekler açmaz , hayvanlar yavru vermez , bereket olmazmış.
Taşın , toprağın , suyun , havanın kıymetli olduğu günlerden bir güzel gelenek... Saatlerce tv veya bilgisayar ekranına bakan insanların akan suya veya gökyüzüne baktıklarını düşünmek bir , beynimi bir yerden başka bir yere götürüyor. İnsan zaten çamurdan yani , toprak ve sudan meydana gelmedi mi? İnsan özüne bu kadar uzaklaştı işte.
Muhafazakarlıktan değil. Bugün Hıdrellez. Herkesin illa ki dileği vardır. Ama gül ağacının dibine resimleri asmadan evvel gökyüzüne bakmakta fayda var.
Yaşar Kemal'in , Binboğalar Efsanesi kitabında anlattığına göre ; Hızır ve İlyas gökyüzünde birer yıldız olarak buluştuklarında zaman bir anlığına durur. Akan sular durur. Bu ana sadece temiz kalpliler şahit olur. İnananlar sabaha kadar akan suyun başında dua ederler. Akan suyun durduğuna şahitlik etmek için... Ya da gökyüzüne bakarlar ; yıldızların buluştuklarını görebilmek için. Hızır ve İlyas her sene buluşurlarmış. Eğer buluşmazlarsa o sene , çiçekler açmaz , hayvanlar yavru vermez , bereket olmazmış.
Taşın , toprağın , suyun , havanın kıymetli olduğu günlerden bir güzel gelenek... Saatlerce tv veya bilgisayar ekranına bakan insanların akan suya veya gökyüzüne baktıklarını düşünmek bir , beynimi bir yerden başka bir yere götürüyor. İnsan zaten çamurdan yani , toprak ve sudan meydana gelmedi mi? İnsan özüne bu kadar uzaklaştı işte.
Muhafazakarlıktan değil. Bugün Hıdrellez. Herkesin illa ki dileği vardır. Ama gül ağacının dibine resimleri asmadan evvel gökyüzüne bakmakta fayda var.
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Kabahat Kimde?
Üniversitede okurken , matematiksel iktisat dersimizde üretim fonksiyonlarını işliyorduk. Cobb-Douglas olarak geçen üretim fonksiyonunda üretim , emek ve kapital değişkenlerinin üstel bir ifadesine eşitti. Yani emek ve sermaye değişkenlerinin katsayı toplamı ; “1” e eşit olmalıydı. Emeğin katsayısı artarsa üretimden doğan kâr emekten yana kullanılırken , sermayenin katsayısı yüksekse kâr sermayeden yana kullanılıyordu. İşin özünün matematiksel olarak bu kadar açık ve basit olması ; gerçek hayatta işleri ne kadar karıştırdığının bir göstergesi gibi. Çünkü esas zor olan ; basiti yapmaktır.
Patron dediğimiz kişi , Hulusi Kentmen gibi biri değil. Onlar filmlerde oluyor ; gerçek hayat maalesef bir fantezi değil. İnsan , fiziki varlığını devam ettirebilmek veya arzularını gerçekleştirebilmek için çalışmak zorunda. Tüm zamanları düşünürsek , çok küçük bir azınlık dışında , yani miras yoluyla zengin olarak doğanlar dışında , hemen herkes ilkel , toplumsal veya modern zamanlarda olsun çalışmak zorunda. Sürekli eleştirdiğimiz bir modern hayat var. Oysa , en basitinden şehir sokaklarındaki hayvanları düşünürsek ilkel yaşam biçiminin aslında çok daha vahşi olduğunu anlayabiliriz. İş yerindeki çıkar çatışmalarının midemizi bulandırması , bir insanın bizim canımıza doğrudan kast etmesi yanında hiç kalır. Doğuştan zengin olsak da bir önemi yok , insanın kendi olma çabası için çalışması gerekiyor.
İktisat , dünyanın en eski bilimlerinden biri. Aslında tek kuralı zamana ve mekâna göre değişmesi. Beşeri bir bilim dalı. Ve beşer , şaşar. İnsanoğlu ilkel – kominen hayattan , avcı toplayıcı hayata geçtikten ve daha sonrasında yerleşik düzen kurup , tarım toplumu olmasından bu yana öyle çok da uzun zaman geçmedi. Bunlar 4000 yıllık bir süreci kapsıyor sadece. Son yüzyılda bulunan icatlara bakılırsa , aslında daha yolun başındayız bile denilebilir. İnsanoğlu , tarımsal hayata geçtikten sonra ticaret yapmaya başladı. O zamandan beri , bir değer – kıymet ölçüsü oluşmaya başladı. Arz ve talep bir dengede buluşmaya çalıştılar. Bunlar kitaplarda anlatılınca farazi kalan konular. Gerçek hayatta menemen yapmak için 3 tane yumurtaya ihtiyacınız olur , cebinizde son 5 lira kalmıştır. Maaşın yatmasına 2 gün vardır ve gidip bakkala veresiye yazdırırsınız. Arz , talep , denge ve fiyat bu ilişkinin neresinde ? İşte bu ilişkide bir yumurta üreticisi bir de dükkan sahibi var. Bu iki kişi dolaylı olarak da olsa , aç olan insana muhtaçlar. Aç olan insan yumurta üretmek yerine başka bir iş yapıp , yiyecek , barınma , ulaşım , giyim vb masraflarını karşılamaya çalışıyor. Aç insan bir yönden bakılınca işçi , bir yönden bakılınca patron oluyor. Ama tüm bu insanların ve ilişkilerin dışında daha büyük abiler var. Onlar tüm yumurta üreticileri , tüm dükkân sahipleri ve tüm çalışanları kapsayan nitelikte büyük nicelikte küçük abiler. Onlar kendi çöplüklerinin horozları , bu alemin kabadayıları... Onların sağlam arkaları var.
Tüm bu yumurta üreticisi , dükkân sahibi , aç insan , büyük abilerin olduğu ortama bir de şırıngayla etnik köken ve politik görüşler eklendiğinde denklemler birbirine giriyor. Büyük abiler aslında hır gür çıkmasın diye ortamda varmış gibi görünüyorlar ancak , o büyük abiler ortalıkta olmasa yumurtacı , bakkal ve insan daha iyi de geçinebilir. Daha mutlu olabilir. Hem bir yumurtacının Fransız veya Çin'li olması neyi değiştirebilir? Ya da dükkân sahibinin liberal değil de demokrat olması?
İşte büyük abilerden değilsek , bir yumurta yiyebilmek için önce birbirimizi yiyorsak , 1 Mayıs bu yüzden önemli. Kim neye sahip olabilmiş onu bilemem , ama en kutsal şey hala bir somon ekmek için alın teri dökmek. İşte 1 Mayıs gücünü bu kutsallıktan alıyor. Yılın 364 günü büyük abilerin olsa da ; 1 Mayıs'lar bizim olsun.
İşte tam da bu yüzden ;
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Patron dediğimiz kişi , Hulusi Kentmen gibi biri değil. Onlar filmlerde oluyor ; gerçek hayat maalesef bir fantezi değil. İnsan , fiziki varlığını devam ettirebilmek veya arzularını gerçekleştirebilmek için çalışmak zorunda. Tüm zamanları düşünürsek , çok küçük bir azınlık dışında , yani miras yoluyla zengin olarak doğanlar dışında , hemen herkes ilkel , toplumsal veya modern zamanlarda olsun çalışmak zorunda. Sürekli eleştirdiğimiz bir modern hayat var. Oysa , en basitinden şehir sokaklarındaki hayvanları düşünürsek ilkel yaşam biçiminin aslında çok daha vahşi olduğunu anlayabiliriz. İş yerindeki çıkar çatışmalarının midemizi bulandırması , bir insanın bizim canımıza doğrudan kast etmesi yanında hiç kalır. Doğuştan zengin olsak da bir önemi yok , insanın kendi olma çabası için çalışması gerekiyor.
İktisat , dünyanın en eski bilimlerinden biri. Aslında tek kuralı zamana ve mekâna göre değişmesi. Beşeri bir bilim dalı. Ve beşer , şaşar. İnsanoğlu ilkel – kominen hayattan , avcı toplayıcı hayata geçtikten ve daha sonrasında yerleşik düzen kurup , tarım toplumu olmasından bu yana öyle çok da uzun zaman geçmedi. Bunlar 4000 yıllık bir süreci kapsıyor sadece. Son yüzyılda bulunan icatlara bakılırsa , aslında daha yolun başındayız bile denilebilir. İnsanoğlu , tarımsal hayata geçtikten sonra ticaret yapmaya başladı. O zamandan beri , bir değer – kıymet ölçüsü oluşmaya başladı. Arz ve talep bir dengede buluşmaya çalıştılar. Bunlar kitaplarda anlatılınca farazi kalan konular. Gerçek hayatta menemen yapmak için 3 tane yumurtaya ihtiyacınız olur , cebinizde son 5 lira kalmıştır. Maaşın yatmasına 2 gün vardır ve gidip bakkala veresiye yazdırırsınız. Arz , talep , denge ve fiyat bu ilişkinin neresinde ? İşte bu ilişkide bir yumurta üreticisi bir de dükkan sahibi var. Bu iki kişi dolaylı olarak da olsa , aç olan insana muhtaçlar. Aç olan insan yumurta üretmek yerine başka bir iş yapıp , yiyecek , barınma , ulaşım , giyim vb masraflarını karşılamaya çalışıyor. Aç insan bir yönden bakılınca işçi , bir yönden bakılınca patron oluyor. Ama tüm bu insanların ve ilişkilerin dışında daha büyük abiler var. Onlar tüm yumurta üreticileri , tüm dükkân sahipleri ve tüm çalışanları kapsayan nitelikte büyük nicelikte küçük abiler. Onlar kendi çöplüklerinin horozları , bu alemin kabadayıları... Onların sağlam arkaları var.
Tüm bu yumurta üreticisi , dükkân sahibi , aç insan , büyük abilerin olduğu ortama bir de şırıngayla etnik köken ve politik görüşler eklendiğinde denklemler birbirine giriyor. Büyük abiler aslında hır gür çıkmasın diye ortamda varmış gibi görünüyorlar ancak , o büyük abiler ortalıkta olmasa yumurtacı , bakkal ve insan daha iyi de geçinebilir. Daha mutlu olabilir. Hem bir yumurtacının Fransız veya Çin'li olması neyi değiştirebilir? Ya da dükkân sahibinin liberal değil de demokrat olması?
İşte büyük abilerden değilsek , bir yumurta yiyebilmek için önce birbirimizi yiyorsak , 1 Mayıs bu yüzden önemli. Kim neye sahip olabilmiş onu bilemem , ama en kutsal şey hala bir somon ekmek için alın teri dökmek. İşte 1 Mayıs gücünü bu kutsallıktan alıyor. Yılın 364 günü büyük abilerin olsa da ; 1 Mayıs'lar bizim olsun.
İşte tam da bu yüzden ;
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)