Bu Blogda Ara

30 Aralık 2010 Perşembe

YENİ YIL FANTAZİSİ

Kla havadan asılı durup Ayşe’yi inceliyor. Beyninin en sıkışık kıvrımlarında kalan bu hayal ötesi deneyimin Ayşe’nin üzerindeki etkilerini gözlemliyor. Aslında , her şey çok sıra dışı gibi görünse de , gayet sıradan. Ama 10 . boyutta yaşayanlar için , tarih öncesi çağlara ait ve sıkıcı.
Kapı aniden açılıyor ve Çingene ama İspanyol Çingenesi bir adam maymunuyla içeri giriyor. Adam İspanyolca , Ayşe Türkçe konuşuyorlar ama birbirlerinin ne dediklerini anlıyorlar. Maymun adamın omzunun üzerinde duruyor. Adam ısrarla Ayşe’nin falına bakmak istiyor ama Ayşe izin vermiyor. Ayşe , kafasına koyduğu şeyleri yapmak için çabalayacağını , onun dışında gerçekleşecek şeyleri de bilmek istemediğini söylüyor.
“Heyecanlanmak ve ümit etmekten hoşlanıyorum işte” diyor , Ayşe.
Çingene Adam ise ;
“Gene heyecanlan , ben sana püf noktaları söyleyeceğim” diyor.
Ayşe kabul etmiyor. Adamın omzundaki maymun birden çığlıklar atmaya ve etrafta koşuşturmaya başlıyor. Adamın kafasındaki yırtık pırtık saç bonesini yere düşürüyor. Maymun , dükkanın ortasında birbirinden biraz ayrı duran kitaplarla dolu masanın üzerinden yağmur damlası hızında sekiyor. Acayip seslerini çıkardıktan sonra “Maymun Kral” kitabının içine giriyor. Kitap biraz kıpırdanıyor haliyle. Adam maymununu geri alabilmek umuduyla kitabı satın alıyor. İçten içe de kızıyor maymununa , o güne kadar maymunun yaptığı hırsızlıklar sayesinde eline geçen paraları unutan Çingene , birden maymuna lanet okumaya başlıyor. Kitap , sanki adamın içinden geçenleri sezermişçesine , çingenenin elini ısırıyor. Elinin acısıyla iyice sinirlenen adam kitabı yere atıp üzerinde tepinmeye başlıyor. Ayşe işte bu anda oturduğu yerden kalkıyor ve adamın gırtlağına sarılıyor. Adam neye uğradığını şaşırmış bir halde , kitabı da umursamayarak , kitapçıdan çıkıyor.
Ayşe , sankinleşmek için bir bardak likör içerken , içeri Alaaddin giriyor. Hani şu meşur lambadan cin çıkaran. Dile cinden ne dilersen diyor ?
Artık lambadan da cinden de sıkılmış sanki Alaaddin. Uçan halı ile dünyayı dolaşmış bir insan , monoton gündelik bir hayattan elbette ki sıkılır. Yani bir yanda elinde ovaladığında cin çıkan bir lamba var , öte yanda sabah 9 akşam 6 bir iş. Evde seni bekleyen , zamanında aile baskısından kurtulmak için evlendiğin bir kadın veya bir adam , sonra mutlu olmak umuduyla dünyaya getirilmiş iki çocuk ve o çocukların asla karşılanamayan ihtiyaçları. Gerçi Alaaddin’in durumu da iyi değildi. Fakirdi o da eskiden. Ama her insan gibi o da elindeki nimete alıştı ve sıkıldı.
Ayşe ise Alaaddin’i görünce şaşırmadı. Aksine ona Binbir Gece Masallarını satmaya çalıştı. Alaaddin , “İstersen çok paran olmasını dileyebilirsin , o zaman burada çalışmana gerek kalmaz” dedi.
Ayşe , her normal insan gibi çok parası olsun istedi. Ama bir an düşündü ,ve bu para ona korkunç derecede korkutucu geldi. O kadar parası olunca ne yapacağını düşündü ve aklına hiçbir şey gelmedi. Tüm öğrendiği , yaşamak için çalışmak gerektiğiydi. Çalışmadan elde edilen para ile nasıl yaşayacaktı? Kla bunları not ederken , Ayşe Alaadin’e cinden ilk istediği şeyin para değil çalışkanlık olduğunu söyledi. Aladdin buna çok sevindi. Ama Cin , Alaaddin ve Ayşe’den çok sıkılmıştı ve barlar sokağına kaçmıştı. Alaaddin , Ayşe’yi de çağırdı ama Ayşe gitmedi. Vedalaştılar.
Ayşe , bir ara yerde altın gibi parlayan tozlar olduğunu gördü. Şaşırdı tam o sırada bilgisayarda çalan müzik değişti. Çalma listesindeki tüm şarkıları, sırasına göre bilen Ayşe , müziğin değiştiğini anladı ve anlam veremedi buna. Çünkü kendisinden başka , müziği değiştirecek kimse yoktu . Müzik çok tanıdıktı. Ksilifondan çıkan notalar , ninniyi andırsa da hemen ardından müziğe giren yaylılar sanki havada uçuşan bir şeyleri anlatmak istiyordu ve ardından nefesliler geçmişte olmuş olayları ve şimdiki etkilerini perfect tense hissiyatıyla anlatıyorlardı. Her şey alabildiğine İngilizdi. Nefesliler , yaylılar, davullar , ziller ve ksilifon birlikte bir büyüyü ve savaşı anlatıyordu. Birden tüm kitaplar uçuşmaya başladı. Dükkanın tüm ışıkları yanıp yanıp sönüyordu ve tüm bu karmaşanın sonunda Harry Potter Ayşe’nin karşısında duruyordu. Filmde oynayan çocuk değil ama , bu gerçek Harry Potter’dı. Alnında gerçek bir yara izi vardı. Ayşe çok heyecanlandı.
“Ron ve Hermonie nerede?” diye sordu.
“Onları yalnız bırakmam gerekiyordu”
Ayşe ne diyeceğini şaşırmıştı.
“Ben İstanbul’u çok merak ediyorum. Bana yardımcı olabilir misin Miss Ozbek” dedi Harry ,tüm İngiliz sevimliliği ve kibarlığıyla.
Ayşe bu sefer de Harry Potter’a Karaların ve Denizlerin Sultan’ı İstanbul kitabını satmaya çalıştı. Ama faydası yoktu. Bir an Harry asasını ,Ayşe’nin arkasında durduğu bankoya bıraktı. Ayşe mithiş bir el çabukluluğu ve kararlılıkla ;
“Accio süpürge” dedi ve Harry Potter’ın süpürgesi kapıdan içeri girdi. Harry önde Ayşe arkada süpürgeye bindiler ve İstanbul Boğazının üzerinde uçmaya başladılar. Hava soğuktu ve uçuyorlardı ama gene de Ayşe sadece elma şekeri kokusu alıyordu. Harry Potter’ın bunun bir çeşit soğuktan korunma büyüsü olduğunu ve bunu Uludağ’da yapmayı öğrendiğini söyledi. Kadıköy’den havalanan kahramanlarımız önce Galata kulesine , sonra Kız Kulesi’ne selam durdular. Ardından süpürgenin hızını arttırarak Boğaz Köprüsü’nün hem altından hem üstünden geçerek havada üçlü salto attılar. Tüm boğazı uçarak geçtiler ve sonra Kadıköy’e geri geldiler. Harry , Ayşe’ye teşekkür etti ve ona yılbaşı hediyesi olarak Gryffindor atkısı verdi , geldiği gibi gitti.
Yeni yıla girmeye çok az kalmıştı. Son 5 dakikaydı. Kla aslında kütlesiz ve hacimsiz olmasına rağmen görünebilirliği kendi iradesine bağlı bir bilinç varlığıydı. Görünmezlikten , görünürlülüğe geçerken yıldız tozu dökmesi gerekliydi. Yıldız tozu , dünyada en zor bulunan maddelerden biriydi. Çünkü yıldız tozu petrolden ve hatta nükleer enerjiden daha çok yakıt üretilebilecek bir maddeydi ve insanların eline geçmemeliydi. Eğer bu madde insanların eline geçerse dünyanın yok olması bir yana , tüm evren sonsuz bir savaşa başlayabilirdi. Ama Ayşe için bunun herhangi bir önemi yoktu. O hâlâ normal insanlar dükkana girsin ve onunla muhabbet etsin istiyordu.
Kla , sınırlı sayıda olan , insanlara görünür olma haklarından birini Ayşe için kullanmaya karar verdi. Cebinde , her ihtimale karşı bulunan yıldız tozundan bir tutamı , başından aşağı serpti ve hapşırmaya başladı.
Ayşe önce sesi duydu sonra havada asılı duran Kla’yı gördü.
Kla Ayşe’nin şaşırmasına fırsat vermeden ,
“Merhaba” dedi.
Ayşe artık olan biten şeylere şaşırsın mı , yoksa şaşırmasın mı , bilemiyordu.
“Sen kimsin?”diye sordu Ayşe
Ve Kla bilincin 10 . boyuta ki yansıması olduğunu Ayşe’ye nasıl anlatacağını düşündü. Sonra her şeyi olduğu gibi anlatmaya karar verdi.
“Benim adım Kla. 10. Boyutta yaşayan bilinçsel varlıklardan biriyim. Bu akşam ki ev ödevim seni gözlemlemekti. Seni gözlemleyip , zamanın ve mekânın dünya ve insanlar için ne anlam ifade ettiğini çözmem gerekliydi” dedi.
Ayşe korkmadı, yani tüm olanlardan sonra korkması biraz olanaksızdı zaten. Her şey normal gelmeye başlamıştı.
“Zaman ve mekân insanlar için ne anlam ifade ediyor?” Güzel konuymuş diye düşündü Ayşe.
“Bunu her hangi bir insana sorabilirdin veya kitap okuyabilirdin” dedi ve bu sefer de Kla’ya Hubert Reeves’in kitaplarını satmaya çalıştı. Kla ;kitapların insanlar için gerekli olduğunu , ancak sözcüklerin her zaman fikirlerin kapısını açan anahtarlar olmadığını söyledi.
“Sizin dünyanızda ve yaşamı algılayışınızda zaman çok önemli bir yere sahip. Zamanın geçmesiyle aslında yanlış olan şeylerin doğru olduğunu algılayabiliyorsunuz.”
Ayşe iyice dumur olmuş şekilde dinliyordu ve zamansızlığı anlayamıyordu.
“Senin yaşadığın yerde zaman yok mu?” diye sordu Ayşe.
“Zaman yok. Bu yüzden endişelerimiz ve korkularımız da yok. Eskiyi özlemeyiz ve gelecek için hesaplar yapmayız. Sadece içinde yaşadığımız her anda ne yapmamız gerekliyse onu yaparız” dedi Kla.
Sonra birden Kla kayboldu. Kapıda ise siyah başlıklı uzun boylu biri vardı. Sanki bir kolcuydu. Ayşe artık bunun bir rüya olduğunu düşünmeye başladı iyiden iyiye.Bu sefer de Yüzüklerin Efendisi karakterlerinden biri geldi diye düşündü. Ama rüya gibi de değildi. Başlığını açınca kolcunun Aragorn olmadığını gördü.
Siyah pelerinli adam ;
“Beyaz atımı ekipler bağladı , o yüzden geciktim” dedi.
Ayşe ;
“Aslında tam vaktinde geldin” dedi.
Sonra birlikte gecenin karanlığında , masalların çocukların zihninde yer ettiği diyara doğru yol aldılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder