Son bir kaç yıldır , yayıncılar aynı kitapları nasıl daha fazla satarız diye düşündüklerinden 9,90’lık veya cep boyutunda kitaplar piyasa sürülüyor. Bir de bazı kitap evleri çok ucuza iyi romancılarımızın zamanında edebiyattan ziyade satsın amacıyla yazdığı kitapları ucuza basıyorlar. Böylece okunmayı bekleyen bir sürü kitap ortalarda dolaşıyor. Tabi ki aldığımız kitapların bir kısmı uzun zaman okunmayı bekliyor , sadece duruyorlar ama kitaba değer verilmesi iyi bir şey.
Maalesef kitapların da mevsimleri var. Mesela yaz sıcağında hangi kumsalda Karamozov Kardeşler’i okuyan birini görebilirsiniz? Bazı kitaplar sahile inmezler. Ama tüm bu yayıncıların satış politikalarını olumlu bir tarafı ; yarına kalmayacak abuk subuk 9,90’a satılan Amerikan menşeili , özellikle kişisel gelişim kitapları yerine piyasaya kendi edebiyatımızın güzel ve kolay okunabilen kitaplarının çıkmış olmasıdır.
Bu yaz tatilimde Peyami Safa’nın Cingöz Recai serisinden Arsen Lüpen İstanbul’da kitabını okudum. Çok da keyif aldım. Hem İstanbul’un o dönemini öğrenirken , hem de Arsen Lüpen karakterini tanıdım. Bu sadece bir kitap okuma meselesi değil. Hatta basılması sadece para getirir düşüncesi yüzünden o kadar çok rezil kitap piyasadaki. Ye,dua et, sev... Çok kötü bir çevirisi olan , ne gezi ne anı kitabı diyebileceğim , belki akıcı ama ne anlattığı belli olmayan bir kitap yerine en azından Türkçe gibi Türkçe kullanılarak yazılmış bir kitap okumak çok daha faydalıdır diye düşünüyorum. Çünkü insan kendi dilini en iyi kendi edebiyatında ve kendi müziğinde tanıyabiliyor da ondan. Bu kesinlikle sadece Türkçe kitap okuyup , Türkçe müzik dinleyelim demek değil. Ama kendi dilimize yabancılaşmamak için , göz önünde tutmak gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder